Cuma, Temmuz 30, 2010

Ağustos ayı aşramdan uzakta olanlara asana programları

Dostlarım merhabalar.

Son günlerde aldığım maillerde, yaz nedeni ile grup çalışmalarına katılamayan pek çok arkadaşlarımızın, "acaba ne yapalım" dediklerini okumaktayım.

 Grup ile çok daha disipline olunabilinerek çalışmak mümkün, ancak, yaz sezonu, tatiller, sıcak havalar vs gibi sebeplerle sonbahar başına kadar, bu çalışmalara katılmakta zorluklar olabiliyor.

Bu nedenle yarından başlayarak, yaz süresince tek başınıza uygulayabileceğiniz, hava şartlarına uygun asanaları birlikte tekrar edelim.

 Her gün bir asana günü olsun ve onu uygulayalım, böylece ağustos ayı boyunca her gün bir belli bir veya bir grup asanayı uygulayarak hem bilgimizi tazeleyelim.

 Elbette Aşram'ımız açık ve istediğiniz zaman fırsat buldukça gelebilirsiniz, ama en azından gelemediğiniz zamanlar için bu çalışmaların da sizlere faydalı olacağına eminim.

 Yarın başlıyoruz......

Sevgi ile kalın...

KYA/EA

Etiketler:

Perşembe, Temmuz 29, 2010

bir avuc

Yıllar önce Hindistan'da Himalaya'ların yükselmeye başladığı, Ganj'ın mavi-yeşil aktığı, o zamanlar hala yani dünya düzenine yenik düşmemiş Rishikesh'teyim.
Uzun süreli kalışlardan birinde, Swami Sivananda Ashramın'da Bhakti Yoga üzerine çalışmakta, bir yandan da aşramın en kıdemli ikinci kişisi olan Swami Krishnananda'dan bire bir diskurlar alıyorum...

Aylardan Ağustos, muson zamanı, yeşil daha yeşil, sarı daha sarı, tabiatın haşmeti kısa ama şiddetli o yağmurda daha da anlaşılır oluyor....

Aşrama kapanmış, dış dünya ile alakamı kesmiş, huzurla çalışmalarımı sürdürüyorum...
Elimde notlarım, küçük askılı bez bir çanta, herşey içinde, çok da değil...

Merdivenlerden çıkıp hocamın mütevazi odasına girdim. Otur dedi, içimde acaba bugün nelerden bahsedeceğiz heyecanı ile beklerken, o camdan dışarıya, akan nehre ve şiddetle yağan muson yağmuruna sakince bakıyordu, çok bekletmeden, döndü gözlerimin içine bakarak dedi ki:

Bir avuç pirinç ve bir avuç mercimek insanı doyurmaya yeter !

Daha sonra oturdu önündeki kağıtlara bakmaya başladı. Biraz bekledim benimle ilgisinin kesildiğini anlayınca sessizce odadan ayrıldım.
Doğruca mutfaga gittim, bir avuç pirinç ve bir avuç mercimek istedim, orada hemen kaynattım, biraz tuz attım ve hepimizde olan kendi sorumluluğumuzda bulunan kabın içine koydum. Koyarken gözüm hiç doymamıştı, kaynattım, biraz serinledikten sonra duvara oturup yedim...
Aç kalmıştım.....
İçimden "zaten gördüğümde doymayacağımı anlamıştım dişimin ovuğuna gitmedi" dedim...

Ertesi gün buluşmamızda durumu anlattım.
Hafif bir tebessümle :

Biiir; salt gözünle görerek karar verdin
İkiii; devamlı daha çoğunu yediğinden miden için bu miktar hacmen az geldi
Üüüüç; yemek yemeği bilmiyorsun, dedi.....


İçimdeki isyan yüzüme vurmuş olmalı ki, daha sert ve kesin bir ifadeyle,

Biiiir; Sana daha önce gözlerinle gördüğün şeyin bazı durumlarda yanlış olabileceğini göz yanılmalarını anlatmıştım ( bunu daha sonra bir yazıda anlatacağım), gözlerinle ölçmeyi bırak, herşeyi tek yönden değil pek çok açıdan gözlemle...

İkiiii;Bir mide bir defada 8 kilo gıda alabilir, ama bu gerekli midir? gereksiz yere dolduracağına makul bir miktar yeterlidir ve mide buna alışır daha fazlasını istemez...

Üüüüç ; yemek yerken ağır ye, kaşığını az doldur, ağzına attıktan sonra kaşığı tabağına koy, lokmayı ağzında dağılır hale gelene kadar çiğne, sonra kaşığı tekrar eline al ve böyle devam et....

Hmmmm

Ertesi gün denedim tabiii, önceleri sıkıcıydı ama oldu, ama daha sonra hem yemeklerden daha keyif almaya hem de gereksiz yere midemi doldurmamaya başladım...